Linkler
Basında Biz
Anket
Etkinlik Takvimi
Köşe Yazıları
Vefat Taziye
Kutlamalar
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Dosyalar ve Dilekçeler
İlçe Temsilcileri
Üye Formları
Mahkeme Kararları
İLETİŞİM
ADRES
İhsaniye Mah. Kazım Karabekir Cad. Ülker Apt. No: 28 Kat: 1 Daire:1 42060 Selçuklu/KONYA

TELEFON
0332 350 55 68

FAKS
0332 352 50 28
TES HABERLER
Duyurular - ŞUBEMİZİN 6. OLAĞAN GENEL KURULUNU YAPTIK.

11 Kasım 2017 Cumartesi günü, saat 11.00'den itibaren, BERİL Toplantı & Düğün Salonu'nda Şubemizin 6. Olağan Genel Kurulunu yaptık.

Türkiye Kamu-Sen'e bağlı sendikalarımızın Şube Başkanlarının da iştirak ettiği Genel Kurulumuz Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.

110 Delegemizden 102'sinin katıldığı Genel Kurulumuzda Divan Başkanlığı'na Beyşehir İlçe Başkanımız Mustafa BÜLBÜL, Divan Başkan Yardımcılıklarına da Seydişehir İlçe Başkanımız İbrahim ÇETİNEL ile Bozkır İlçe Başkanımız Abdullah KOÇAK seçilmişlerdir.

Açılış konuşmasını Şube Başkanı Tanfer ATA yaptı.

Şube Başkanı açılış konuşmasında şunları ifade etti:

"İlkeli ve onurlu duruşun adresi, hak arama mücadelesinin cesur sesi, eğitim çalışanlarının gerçek temsilcisi, her durum ve koşulda, her zaman ve mekânda sadece doğruları söyleyen milli sivil toplum kuruluşu olan Türk Eğitim-Sen’in değerli mensupları, Toyumuza, Demokrasi Şölenimize, 6. Olağan Genel Kurulumuza Hoşgeldiniz! Sağolun! Varolun!

Bu camianın bir mensubu olmakla gurur duyuyorum. Bu camiada Şube Başkanlığı görevini nasip eden Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.

Üstad Nihal ATSIZ’ın ortaya koyduğu "yufka yüreklilerle çetin yolların aşılamayacağı" ve “Ölüm tasından içilip ileriye atıldıktan sonra geri dönülmeyeceği” şuuruyla hak bildiğimiz yolda hız kesmeden her gün biraz daha güçlenerek hep birlikte yürüyeceğiz.

Hak ve Hukuk mücadelesinde “insanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır”, “haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” prensipleri üzerine insanımıza faydalı olacağımıza, haksızlık karşısında susmayacağımıza, Türk milletine ve eğitim camiasına hizmet edeceğimize, kimsesizin kimsesi olacağımıza söz veriyoruz."

Şube Başkanı Tanfer ATA'nın Açılış Konuşmasından sonra, Divan Başkanı konuşma yapmak isteyen olup olmadığını sordu. Delegelerden Halil Kürşat SEZGİNER bir konuşma yapmak istediğini Divana bildirdi. Kendisine söz verildi. Halil Kürşat SEZGİNER yaptığı kısa konuşmasında; Sendikacılığın zorluğundan, aile hayatında yaşadığı örneklerden bahsetti. Seçilenlere başarılar diliyerek sözlerini tamamladı. Başka da söz alan olmadı.

Divan Başkanı Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun okunması için Şube Sekreteri Ali KÖÇ'e söz verdi. Şube Sekreteri Ali KÖÇ Şube Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunu okudu. Rapor üzerinde konuşma yapmak için Şube Başkanı Tanfer ATA söz istedi ve kürsüye geldi. Şube Başkanı Tanfer ATA şunları söyledi:

2017 YILINDA DA YİNE TOPLU SÖZLEŞME REZALETİ YAŞANDI

5 Milyon Memur ve Emekliyi, Aileleriyle birlikte 20 Milyon İnsanımızın 2 yıllık geleceğini ilgilendiren Toplu Sözleşmede yine hüsran yaşandı.

“4-5 puanlık artış olmazsa imza atmayız. Bu teklif elimize kalemi vermiştir ama içine mürekkebi koymamıştır.” diye öğlen saatlerinde ahkâm kesenler, aynı günün akşamı 0,5 puanlık artışa “Evet” dediler ve 2018 için yüzde 4 + 3,5; 2019 için yüzde 4 + 5 maaş zammına onay verdiler.

Şimdi ise yüzleri bile kızarmadan büyük kazanımlardan söz ediyorlar.

Kamu Görevlilerinin geneline yönelik Toplu Sözleşme, kapsam, dayanak, yürürlük, maaş zamları ve uygulama gibi standart hükümler dışında toplam 42 maddeden oluşmaktadır. Bunların 22 maddesi 2015 yılında yılında imzalanan Toplu Sözleşmenin tekrarı…

6 Maddede 2015 Toplu Sözleşme hükümlerine revizyon yapılmış. Koskoca 2017 Yılı Toplu Sözleşmesinde yalnızca 14 yeni madde var. Yeni maddelerde Kamu Görevlilerinin ve Emeklilerin tamamına yönelik hiçbir kazanım yok.

14 yeni maddenin 10 tanesi; Hac izni, hizmet tahsisli konutlar, Aile Yardımından geriye dönük yararlanma, fazla çalışma ücretinin ödeme usulleri, kreş hizmeti, memuriyet mahalli tanımı, misafirhanelerden faydalanma, sözleşmeli personelin ücretlerinde esas alınan hizmet süresi, helal gıda ve engelli kamu görevlilerine yönelik pozitif ayrımcılık gibi hiçbir mali hak getirmeyen konulardan oluşuyor.

Fazla çalışma ücreti ödemelerine ilişkin madde ise tam bir facia… Birçok hizmet kolunda fazla mesai yapan memurlara fazladan çalıştıkları her saat için Bütçe Kanunu ile belirlenen saat başı fazla mesai ücretinin 5 katı fazla mesai ücreti olarak ödeneceğine dair kararlar bulunuyor. Bu Toplu Sözleşmeyle bu tutar Bütçe Kanunu ile belirlenen ücretin 3 katına düşürülmüş. Genel Toplu Sözleşmeye de fazla mesainin daha yüksek belirlendiği mevzuat hükümlerinin uygulanmayacağına dair bir madde konulmuş. Böylece, bu çalışanlarımızın fazla mesai ücretinde yüzde 40’lık bir geriye gidiş var.

Üstelik 2015 Yılı Toplu Sözleşmesinde olup da Hükümetin uygulamadığı maddelerden vazgeçilmiştir. 2015 Yılı Toplu Sözleşmesinde yer alan;

  • 4/C’li personel ile memur işi yapan kamu işçilerinin kadroya geçirilmesi,
  • Fiili hizmet zamlarının yeniden belirlenmesi,
  • Refakat izni, kadro dereceleri ve sivil memurların hukuki durumlarına yönelik olarak yapılacak düzenlemeleri içeren 3 hayati madde geçen dönemde uygulanmadığı gibi 2017 Yılı Toplu Sözleşme metnine de dahil edilmedi.
  • Memur ve Öğretmen alımında Mülakat gündeme bile alınmadı.
  • 4/B’li Memur ve Öğretmenlere hiçbir hak getirilmedi; bu konuların sözü bile edilmedi.

Bu Toplu Sözleşme;

  • 4/B’li, 4/C’li ve diğer Sözleşmeli ve Vekil Personelin sorunlarına da bir çare getirmiyor.
  • Vergi Dilimi adaletsizliğini çözmüyor.
  • Ek Gösterge sorununa çözüm getirmiyor.
  • Fazla Mesai, Ek Ders, Döner Sermaye, İkramiye, Sosyal Denge Sözleşmesi gibi tüm ek ödemelerin Emekli Maaşı ve Emekli İkramiye Hesabında dikkate alınması için bir öneri getirmiyor.
  • Yıllardır yaşanan hak kayıplarının telafisi için hiçbir çözüm sunmuyor.
  • Yardımcı Hizmetlilerin, Ek Gösterge mağdurlarının beklentilerine cevap olamıyor.
  • Aile Yardımı, Çocuk Parası gibi sosyal hakları içermiyor.

Bu Toplu Sözleşme ile;

  • Mübarek Kurban Bayramı öncesinde Bayram İkramiyesi bekleyen, en azından işçilerle yapılan Toplu Sözleşmede olduğu gibi yıllık % 15 – 16 zam alacağını ümit eden milyonların hayalleri yıkıldı.
  • Tüm Personelin fazla mesai sorunu, nöbet ücretleri, ek ders ücretleri, döner sermaye ödemelerindeki aksaklıklar, ek ödemeler, görevde yükselme, fiili hizmet zammı, KİT çalışanlarının sorunları gibi yüzlerce sorun unutuldu.
  • 20 milyon vatandaşımız 2 yıl daha enflasyon canavarının eline teslim edildi.

ŞİMDİ SORUYORUZ; KAZANIM DENİLEN MADDELER HANGİLERİ?

997 bin üyesi olan bir konfederasyonun böylesine tarihi bir fiyaskoya imza atması önce kendi üyelerine, sonra tüm memur ve emeklilere açık bir hakaret olarak görülmelidir.

Bu gidişata ne zamana kadar tahammül edilecektir? Suçlu kim acaba?

UNUTULMAMALIDIR Kİ; TÜRKİYE KAMU-SEN’in YETKİLİ olduğu 2003-2009 arasındaki 7 yılda memur maaşları % 219,55 oranında yükselirken,

Memur-Sen’in 2019 yılını da kapsayan 10 yıllık yetki döneminde maaşlar toplamda yalnızca % 162,60 arttı.

Başka bir ifade ile, TÜRKİYE KAMU-SEN Yetkili olduğu 7 yıllık dönemde 100 lirayı 319,55 lira yaparken, Memur-Sen 10 yılda 100 lirayı ancak 262,60 lira yapabildi.

2017’de Kamu İşçilerine yüzde 12,5 zam, ek ödemelerine 250 TL zam, 3 bin TL’den düşük maaş alanlara 90 TL iyileştirme yapan iktidarın, söz konusu memurlar ve memur emeklileri olunca komik zamları uygun görmeleri 20 milyon insana saygısızlıktır. Bunun altında Memur-Sen’in beceriksizliği yatmaktadır. Beceriksizlikleriyle ne kadar övünseler azdır!

MEMURLARIMIZIN ALIM GÜCÜ 2016 YILININ DA GERİSİNE DÜŞTÜ

Kasım ayı başında enflasyon rakamları açıklandı. Yüzde 2,08’lik bir artış var ve yüksek bir oran. Son bir yılın enflasyonu yüzde 11,90. Bütün kamu çalışanlarının 10 aylık kaybına bakacak olursak, 213 TL ortalama kayıp var.

Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan Ekim 2017 fiyatlarına göre yapılan araştırmada çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı 2.625,99 TL olarak hesaplandı.

Dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi ise 5.386,08 Liraolarak belirlendi.

Sonuçlar, dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddinin bir önceki aya göre %0,93 oranında arttığını gösterdi. 

Çalışan tek kişinin açlık sınırıda bir önceki aya göre %0,80 oranında yükseldi ve 2.024,70 Lira olarak hesaplandı.

Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamı ise 2017 yılı Ekim ayında 2.014,35 Lira olarak tahmin edildi. 

Yapılan araştırmada, 4 kişilik bir ailenin sağlık kuruluşlarının belirlediği gibi sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcamanın Ekim 2017 verilerine göre günlük 40,44 TL olduğu belirlenirken, Ailenin aylık gıda harcaması toplamı ise 1.213,05 TL oldu.

Ekim 2017 itibarı ile ortalama 2.977,68 TL ücret alan bir memurun ailesi için yaptığı gıda harcaması, maaşının %40,74’ünü oluşturdu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerinde 801,30 TL olarak belirlenen kira gideri ise Ekim 2017 ortalama maaşının %26,91’ine denk geldi. 

Buna göre bir memur, ortalama maaşının %67,65’ini yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kalırken,  diğer ihtiyaçlarını karşılamak için ise maaşının %32,35’i kaldı.

Ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için Ekim 2017 maaşından geriye yalnızca 963,28 TL kaldı.

Memurları enflasyon farkına mahkum eden ve sıfır zamla yıllarını geçirmesini öngören sözde sendikal anlayışı şiddetle kınıyorum. TÜİK’in yüzde 2,08 olarak açıkladığı aylık enflasyonun ardından rekor düzeye ulaşan fiyat artışları kendisini ailelerin zorunlu tüketim harcamalarında da göstermiştir.

Dört kişilik bir ailenin vazgeçmeyeceği zorunlu harcamaları tarihin en yüksek seviyesine çıkarken, bugüne kadar en yüksek harcamayı yapmak zorunda kalan memurların alım gücü ise reel olarak 2016 yılının bile gerisine düştü.

Dövizdeki hızlı yükselişlerin yansımaları önümüzdeki dönemde enflasyonun daha da artacağının işaretidir. Bu bağlamda memurlara ve emeklilere yapılan zamların yetersizliği bir kez daha tescil edilmiştir.

Enflasyonun verilen zamdan yüksek çıkması durumunda verilecek farkın memur maaşlarını erimekten kurtaramayacağı açıktır.

Memurları enflasyon farkına mahkûm eden ve sıfır zamla yıllarını geçirmesini öngören sözde sendikal anlayışı şiddetle kınıyor, buna sebep olan başta yetkili sendika olmak üzere tüm sorumluları vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum.

 

MİLLİ EĞİTİM BÜTÇESİ

TBMM'ye sunulan 2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'na göre, Milli Eğitim Bakanlığı 92,5 milyar liralık Bütçe ile üçüncü sırada yer aldı. Birileri de bununla öğünüyor.

Halbuki, Bütçe rakamları içinde en kapsamlı ve en yaygın kamu hizmetleri içinde yer alan eğitime ayrılan payın, hükümetin eğitim hedeflerini gerçekleştirmek bir tarafa, mevcut ihtiyaçları bile karşılayabilecek seviyede olmadığı çok açıktır.

TBMM’ye sunulan 2018 Bütçe Kanun Tasarısında MEB’e ayrılan bütçe rakamlarına bakıldığında, bir önceki yıla kıyasla oransal olarak artış değil, yüzde 1’lik bir azalma olduğu dikkat çekmekte. Her fırsatta eğitime en çok payı kendilerinin ayırdığını iddia eden AKP hükümetleri döneminde eğitim bütçesinin milli gelire oranı, OECD ortalaması olan yüzde 6’nın çok altında.

2017 bütçesinde MEB bütçesine merkezi bütçeden ayrılan pay yüzde 13,18 iken, 2018 yılı için ayrılan miktar oransal olarak yüzde 12,13’e geriledi. Benzer bir şekilde 2017 bütçesinde MEB Bütçesinin milli gelire oranı yüzde 3,54 iken, 2018 bütçesindeki oran yüzde 2,69 ile son yılların en düşük seviyesine geriledi. Tüm bu veriler ise, eğitim harcamalarının önemli bir bölümünün, tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2018 yılında da halkın sırtına yıkılacağını gösteriyor.

MEB bütçesinin büyük bölümü personel giderleri (%69) ve sosyal güvenlik devlet primi giderlerine (%11) gidiyor. Başka bir ifadeyle, eğitime bütçeden en çok payı ayırdıklarını iddia edenler, bu payın yüzde 80’inin zorunlu olarak personel harcamalarına ayrıldığını özellikle gizlemeye çalışıyor. 2018 MEB bütçesi içinde mal ve hizmet alım giderlerinin payı % 9,5, cari transferler % 3, diğer giderler ise % 7,5’dir.

Milli Eğitim Bakanlığında yatırımlara ayrılan paylar da maalesef yıllar içinde düşmekte olup, 2002 yılında yüzde 17,18 iken, 2018 yılı itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay sadece ve sadece yüzde 8,36’dır.

 

ÖĞRETMEN ATAMASI

Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, önümüzdeki yıl 20 bin atamanın yapılacağını söyledi. Buna göre atamalar 2018 yılının Haziran-Temmuz aylarında gerçekleştirilecek. Aynı Milli Eğitim Bakanımız, öğretmen açığının 100 bin olduğunu da belirtti. Hal böyle olunca bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten kendimizi alamıyoruz.

Hem 100 bin öğretmen açığı olduğunu söyleyeceksiniz, öğretmen açığını gidermek için tam tamına 81 ilde 63 bin 829 ücretli öğretmen çalıştıracaksınız, üstelik bu ücretli öğretmenlerin 8 bin 484’ü öğretmenlik formasyonuna sahip olmayan iki yıllık meslek yüksekokulu mezunlarından oluşacak hem de 450 bin öğretmenimiz atama bekleyecek ama siz bu ülkenin eğitiminin başındaki kişi olarak sadece 20 bin atama yapacağınızı açıklayacaksınız. Türk Eğitim-Sen olarak bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Çok açık söylüyoruz: 2018 yılında 20 bin değil, tam tamına 100 bin öğretmen ataması yapılmalıdır. Bu öğretmenler de ücretli ya da sözleşmeli değil, kadrolu olarak atanmalıdır. Kadrolu öğretmen ataması dışındaki istihdam türleri okullara başarıyı, kaliteyi getirmez; öğretmenlerde üretkenliğe, motivasyona yol açmaz. Ayrıca öğretmen ihtiyacı karşılanmadığı sürece de hangi sistemi getirirseniz getirin, hangi müfredatı hayata geçirirseniz geçirin, dünya ülkeleri ile rekabet edemezsiniz.

 

YÖNETİCİ VE SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN ATAMALARINDA MÜLAKAT

Ülkemiz ne çektiyse adam kayırmacılıktan, liyakatsiz insanların iş başına getirilmesinden, yöneticilik koltuklarının iş bilmezlere terkedilmesinden çekmiştir.

Birileri yandaş kayırmacılığı yaptığı sürece, belli bir sendikanın üyelerini, ehliyete, liyakate bakmadan makamlara getirirler, siyasi ve sendikal tercihleri, ideolojileri dikkate alarak atamalar yaptıkları sürece de, hem hak etmeyenler iş başına getirilir, hem de bazı yapıları hormonlu bir şekilde büyütmeye devam ederler.

Adaletsiz ve yandaş kadrolaşmanın en önemli mekanizmalarının başında da mülakat uygulaması gelmektedir.

Yönetici ve Sözleşmeli Öğretmen Atamalarında yaşanan Mülakat adaletsizlikleri hepimizin hafızasında yer etmiştir. İnsanların kişilikleriyle ve hayatlarıyla oynanmaktadır, insanların gelecekleri karartılmaktadır. Emek hırsızlığı yapılmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığınca yapılacak bütün atamalarda Sınava dayalı ve Kadrolu istihdam şekli tercih edilmelidir. KPSS dışında yapılacak mülakat sınavları haksızları ve adaletsizlikleri beraberinde getirmektedir. Bu kesinlikle kabul edilemez bir uygulamadır.

Adamlar neredeyse kamudaki tüm yöneticileri kendileri belirlemiş. Şimdi çıkmış yöneticiler liyakatli olmalı diye açıklama yapıyorlar. İnsanda biraz yüz olur diyeceğim ama bunlarda hiç kaldı mı, şüpheliyim.

Bu liyakat katili, sözde liyakatçılar emin olun siz liyakat dedikçe herkes size katıla katıla gülüyor, kendinizi daha fazla rezil etmeyin!

Samimi iseniz gelin, tüm kamuda yöneticilik sınavlarının merkezi olmasını, mülakatın da kaldırılmasını isteyelim. Var mısınız? Yer mi? Görelim.

Bunları atattıran sizsiniz, utanmadan bugün çıkmış, liyakat diyorsunuz, utanın utanın!

 

PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ UYGULAMASI

Milli Eğitim Bakanlığı mevzuata Performans Değerlendirmesini koyduğundan beri Öğretmenlerin çalışma hayatında huzuru kalmamıştır. Her ne kadar bu dönem 12 ilde uygulanması planlanan Performans Değerlendirmesi uygulaması Türk Eğitim-Sen’in gayretleriyle ve tepkileriyle durdurulsa da, sistem mevzuattan çıkartılmadığı sürece ne olacağı belirsizdir. Eğitim çalışanları belirsizliklere kurban edilemez.

Performans Değerlendirmesi uygulaması eğitimde bir kaos yaratacaktır. Kendi dengi olmayan, eğittiği ve öğrettiği insanlar tarafından menfaat ilişkilerine dayanan puanlama sistemi ile karşı karşıya kalan Öğretmenden hiç kimse bir şey beklemesin. Böyle bir uygulama Eğitimde kaliteyi arttırmaz, ilmi ve bilimsel çalışmaların eseri olmadığı için Eğitime bir şey kazandırmaz.

Pilot Uygulamanın başladığı illerdeki öğrencilerin Sosyal Medya Paylaşımlarında ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir. Öğretmenin itibarını ve otoritesini sarsacak böyle bir uygulamaya hiç kimsenin hakkı da yoktur haddi de. Abesle iştigalden başka bir şey değildir.

MEB günlerdir gösterdiğimiz tepkileri görmüştür. Önemli bir gelişme olmakla birlikte, ucube sistemin uygulanamaz olduğu da kabul edilmelidir.

MEB'in günlerdir öğretmeni tartıştıran pilot uygulaması sebebiyle 1 milyon öğretmene bir özür borcu vardır. Tüm kamuoyuna açıklama bekliyoruz.

Öğretmeni öğrenci nazarında küçük düşüren performans sistemini kim düşündü, kim akıl etti ise bunun hesabı sorulmalıdır ki, bir daha olmasın.

 

657 SAYILI DMK İLE İLGİLİ DEĞİŞİKLİK DÜŞÜNCELERİ

Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, 657 sayılı yasanın değiştirilmesi gerektiğini söyleyerek, kökten değişmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun için de Anayasanın değişmesi gerektiğini sözlerine ekliyor.

Çünkü Anayasanın 128. maddesi kamu çalışanlarını tanımlıyor. Orada, devletin asli ve sürekli işleri devlet memurları eliyle görülür.  Devlet memurları adını Anayasanın 128. maddesinden alıyor. O madde orada olduğu sürece devlet memurluğu kavramını kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Demek ki o maddenin anayasanın 128. Maddesinin öncelikle değiştirilebilmesi lazım ki devlet memurluğu kavramı ortadan kaldırılsın.

Sayın Cumhurbaşkanı, “anayasayı değiştirecek güce sahip olduğumuz zaman 657’yi değiştiririz” şeklinde açıklama yapıyor. Biz de diyoruz ki memurların oyu yok mu? Anayasayı değiştirecek güce sahip olmaktan bahsediliyor, peki kim oy verecek? 2 milyon 600 bin memurun etki alanı en az 20 milyondur.  Hem bizden oy isteniyor, hem de devlet memurluğu kavramını kaldırmaktan söz ediyorlar. Yani iş güvencesiz çalışan modeli ortaya koymak istiyorlar. 657 bizim için önemli bir kanundur. Anayasanın 128. Maddesi bizim için hayati önemdedir. Devlet memurluğu kavramının değişmemesi için lazım. Geçmişten gelen şöyle bir inanç var. Herkes zannediyor ki devlet memurları ne yaparsa yapsın hangi ahlaksızlığı yaparsa yapsın işten atılamaz. Böyle bir şey asla yok.

657’yi değiştirmekle amaçlananın devlet memurluğu kavramını ortadan kaldırmak olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Yasada değişmesi gereken maddeleri birlikte tespit edelim önerisinde bulunduk.

Yapılan toplantılarda 657’yi bir kez bile okumayanlar 657’nin değişmesini istiyorlar, kamuoyu oluşturuyorlar. Bunlara 657 sayılı yasanın neresi değişmesi gerekir dediğimiz zaman cevap veremiyorlar. Asıl amacın devlet memurluğu kavramını ortadan kaldırmak olduğunu biliyoruz.  Zannedildiği gibi devlet memuru sınırsız iş güvencesine sahip değil. Devlet memurunun  da sokaktaki vatandaşlar gibi dava açma hakkı var. Memurlar da işten atıldığında gider dava açar ve neticesinde işe dönebilir.  Memurun  bu şekilde iş güvencesi var. Bazı köşe yazarları da 657’nin değişmesi gerektiğini yazıyor.  Köşesine, 657’nin diğer yasalardan da önce değişmesi gerektiğini iddia ettiği yazısını taşıyor. Neresi değişmeli sorusuna cevap veren yok. Onun için hodri meydan diyoruz. Herkesle tartışmaya hazırız.

Aslında biz Türkiye Kamu-Sen olarak, yasayla ilgili bir çalışma yapılması gerektiğini daha önce söylemiştik. Geçmişte yaptığımız çalışmada değişmesi gereken 86 tane madde belirledik.  Mesela ek göstergeler, memurların ek gösterge rakamları eskimiş; öğretmenin, polisin, postacının, bütün memurların ek göstergelerini 800’er puan artırın. Ekonomi kötüye giderken, devlet memurlarının gelirleri alım gücü her yıl düşerken, ek gösterge rakamlarının sabit kalması kabul edilemez. Ama öyle bir düzen getirmek istiyorlar ki, devlet memurlarının adı kaldırılacak, çalışan tabiri getirilecek. Siyasiler istedikleri adamı kıdem tazminatını verip kapının önüne koyabilecekler. Belki de kıdem tazminatını bile ortadan kaldıracak bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Ortaya bir suç atacak, böylelikle bir bahane ile kıdem tazminatı bile verilmeyecek.

 

ÇALIŞMA HAYATI PARÇALI BULUTLU

Çalışma hayatının bu kadar bölündüğü bir dönem hatırlamıyorum. Aynı işi yapan insanlar    4/A, 4/B, 4/C, 5393 sayılı kanun vb. farklı statülerde çalışıyor. Bu Allah'tan reva mıdır? 

Düşünebiliyor musunuz? Aynı özelliklerde olan arkadaşınızın maaş sistemi sizden farklı? Biri eş ve diğer özürleri sebebiyle tayin istiyor, diğeri  özenerek seyrediyor. Bunun adı kamu yönetimi değildir. 

4/C’lilere Toplu Sözleşme hükmüne rağmen kadro verilmedi, 2017 Toplu Sözleşme metninde adı bile geçmedi. 2011 yılında kaldırttığımız 4/B adeta hortladı. İnsanlar küskün, kırgın ama çalışmak zorundalar. 

Şimdi 657'yi tartışıyoruz. Bırakın 657'yi bu kadar parçalı bulutlu çalışma hayatı kimin eseri. Şimdi taşeronu da 4/E'li yaparsınız, alfabeden, çalışma hayatına hediye ederek bir harf daha eksiltmiş olursunuz. 

Çalışma hayatı ve bu alanda çalışanların huzur ve mutluluğu ülke için hayati öneme haizdir. Bunu düşünemeyenler, kamu yönetimini ancak bataklığa çevirir. Bundan da ülkenin hiç bir yararı olmaz. 

Çalışma hayatında tek istihdam türü olmalı, çalışanların özlük hakları da tek hukuki düzenlemeyle sağlanmalıdır. Gerisi hukuki karmaşa, insana saygısızlıktır. “İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN." 

SUSARAK, EYVALLAH DİYEREK SENDİKACI OLUNMAZ. Çalışma hayatında yapılan düzenlemelerle çalışanların haklarının geriye götürülmesi karşısında sessiz kalamayız.

4/C ucubesi nereden çıktı? Düne kadar çalıştığı kurumda 3.500-4.000 lira maaş alan bu insanlar kapının önüne kondu. Yıllardır 4/C’nin kaldırılması için uğraşıyoruz. Hala kaldırılmıyor. 4/B’liler de aynı şekilde. Tayin hakkı olmayan, ekonomik hakları farklı binlerce insan var. Türkiye Kamu-Sen yıllardır bunlar için mücadele etti. Kiralık işçilik, part time çalışma, esnek çalışma gibi unsurlar önümüze geliyor.  Bunların hepsi kadrolu güvenceli çalışmanın önüne konulan uygulamalardır. Bunlara eyvallah mı edelim! Hem sendikacı diyeceğiz kendimize, hem de delikanlıca davranmak yerine susacağız. Bu olmaz. Kimse kusura bakmasın böyle bir sendikacılıkta biz olmayacağız. Bizim olmamamız bazılarının olmadığı anlamına gelmiyor. Bu kafa böyle devam ettiği sürece daha beterlerini yaşarız, daha beterlerini görürüz. Haklarımız ellerimizden bir bir alınır. Kamu düzenini bozmak, devleti işlevsiz kale getirmek kimin işine geliyor iyi düşünmek lazım.

 

SINAV SİSTEMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

TEOG’un yerine getirilen yeni sistem tartışmalı bir sistemdir. Milli Eğitim Bakanının “Hiçbir öğrencimizi istemediği okul türüne yerleştirmeyeceğiz.” sözü büyük bir iddiadan ibarettir.

Kaygılarımız ülkemizde en doğru eğitim öğretim ortamı oluşması kaygısındandır. Dibi görünmeyen suya girmek kaygılarımızı artırmaktadır.

5 tercihe yerleşmede ortaöğretim başarı notu esas alınacağından, evine en yakın Anadolu Lisesine yerleşme diye bir şey olmayacaktır.

Anadolu Liselerinin sınıf mevcudunun kaç kişi olacağı da belirsizdir. Yeni sistemin şu anda ilk ve ortaokul kayıtlarında yoğun şekilde yaşadığımız sahte adres beyanı sıkıntısını lise kayıtlarına da taşıyacağı çok açıktır.

Yeni sistemde özel ders, kurs v.b. ihtiyaçlar son gaz devam edecektir. Yarışılacak nitelikli okul sayısı azalacağı için yarışın hızlanacağını da şimdiden söylemek lazım.

Sayın İsmet Yılmaz diyor ki: “ Öğrenci bu ekranda 5 tercihte bulunacak. Hiçbir öğrencimizi istemediği okul türüne yerleştirmeyeceğiz.” Büyük iddia.

Sayın Bakan TEOG alternatifi sistemi açıkladı, kısaca "sınavsız geçiş sistemi, ya da en iyi okul evine en yakın okuldur." Bu Tartışılacak bir sistem.

Bu sisteme göre her öğrenciye elektronik ortamda 5 okul açılacak, öğrenci tercihini yapacak ve bunlardan birisine yerleştirilecek.

Açılacak bu 5 okul hangi tür okullar olacak? Bakanın dediği gibi öğrenci istemediği okula nasıl gitmeyecek, 5'ten başka tercih hakkı yok ki.

Şu sorular da henüz açıklanmadı: Anadolu liselerinin sınıf mevcudu kaç olacak? Yeni sistem kalabalık sınıflara dönüş kaygısı oluşturmuyor mu? İsteyen her öğrenci tabi ki 5 tercihinden birine zorunlu kayıt yaptırmayacak mı? Bu durumda, istemediği okula yerleşmeyecek sözü sıkıntılı.

Bu yeni sistem şuanda ilk ve ortaokul kayıtlarında yoğun şekilde yaşadığımız sahte adres beyanı sıkıntısını lise kayıtlarına da taşıyacak.

Nitelikli okullar olarak tanımlanan, sınavlı okullar olduğu sürece sınavı kaldırmak iddiasının tam bir hayal olduğu da artık anlaşılmıştır.

Özel ders, kurs v.b. ihtiyaçlar yeni sistemde de son gaz devam edecektir. Yarışılacak nitelikli okul sayısı azalacağı için yarış hızlanacaktır.

Yeni dönemde en karlı çıkacak olanlar yine özel okullar olacaktır. Çünkü Anadolu liseleri nitelikli okul kavramı dışına çıkarılmıştır.

Kayıtlarda yaşayacağımız sıkıntıların boyutlarını şimdiden görmek mümkün.

15 yılda 6 Milli Eğitim Bakanının değiştiği ve her yeni Bakanın bir önceki Bakanın getirdiği sistemi eleştirerek, 4 kez (LGS, OKS, SBS, TEOG) değiştirilen Sınav Sistemlerinden bir şey beklemek abesle iştigal olur.

Allah çocuklarımızın yar ve yardımcısı olsun. Görmeyenlere feraset! Bir önemli problem de adrese dayalı sistem açık bir kast sistemidir. Bu milleti sınıflara göre tanzim etmektir. Amaç bu olmasa da sonuç budur.

Bilindiği gibi, bir başka değişiklik de Üniversiteye Yerleştirme Sistemi ile ilgili yapılmak istenmektedir.

Bir sistem değişikliğine gidilirken, aksayan yönlerinin ve çözüm yollarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Şu anda hiç kimsenin hangi gerekçelerle sistemin değişmesi gerektiğini bilmediğini söyleyebiliriz.

İlk açıklamada Puan türlerinin 18’den 3’e düşürüldüğü, tek sınav yapılacağı söylendi. 9 Kasım 2017 tarihli açıklamada ise, Birinci Oturumun (TYT-Temel Yeterlilik Testi) 23 Haziran 2018 Cumartesi günü sabah, ikinci oturumunun 24 Haziran 2018 Pazar günü sabah, Dil Sınavının ise 24 Haziran 2018 Pazar günü öğleden sonra yapılacağı kamuoyuyla paylaşıldı. Puan Türleri de Sözel, Sayısal, Eşit Ağırlık ve Dil puanı şeklinde olacaktır.

TYT Sınavında öğrencilerimizin temel yeterliliklerinin esas alındığı Türkçe temel yeterlilik testindeki 40 soruya ek olarak 20 Sosyal Bilimler (Coğrafya(5), Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi(5), Felsefe(5), Tarih(5)) sorusu, Temel Matematik Testindeki 40 soruya ek olarak 20 Fen Bilimleri sorusu (Biyoloji(6), Fizik(7), Kimya(7)) olmak üzere toplam 120 soru yer alacaktır.

Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Testlerindeki soru adetleri, derslerin ortaöğretim programlarındaki ders saatleri yoğunluğuna göre değil, öğrencilerin temel yeterliliklerinin oluşmasına katkı sağlayan bilim alanlarına göre biri diğerinden üstün tutulmadan mümkün olduğunca eşit olarak dağıtıldığı açıklanmaktadır.

Soru başına düşen sürede herhangi bir değişikliğe ve kısıtlamaya gidilmemiştir. Soru sayısı dikkate alınarak sınav süresi 135 dakika olarak belirlenmiştir.

Sürekli sistem değiştirmek yerine sistemi geliştirmeyi düşünmenin daha mantıklı olacağını ifade etmek istiyoruz. Öğrencilerin ve ailelerin sistem değişikliğinden dolayı endişeli olduğunu biliyoruz, bu endişeleri azaltmak için daha kapsamlı bir açıklama yapılması gerekir. Eğitimdeki “olmadı baştan” şeklindeki yaklaşımlar eğitimimize zarar vermektedir. Ortaöğretim sistemi ile entegre, öğrenci merkezli olan bir sistem kurgulanması gerekmektedir.

Üniversite giriş sistemi değişmez değil, ancak bir sistem değiştirilirken aksayan yönleri, çözüm yolları nedir, bunlar kamuoyu ile paylaşılır.

Şu an sistemin değişeceği konuşuluyor ancak kimse hangi gerekçelerle sistemin değişmesi gerektiğini bilmiyor.

Üniversite giriş sistemi öğrenci merkezli olarak değiştirilebilir. Şu anki sistem öğrenci merkezli bir sistem gibi görünüyor, çünkü 18 farklı puan türü oluşabiliyor. Bu puan türlerini 3'e düşürdüğümüzde doğru mu, yanlış mı yaparız kaygılarının enine boyuna tartışılması lazım. Böyle bir tartışma şu an yok.

Sürekli sistem değiştirmek yerine sistemi geliştirmeyi düşünmek daha mantıklı olabilir.

Gördüğümüz kadarıyla şu an olgunlaşmış bir sistem yok, ancak her sistem değişikliği yeni entegrasyon problemini de beraberinde getiriyor.

Bu sebeple orta öğretim sistemi ile entegre, öğrenci merkezli olan ve öğrenci seçeneklerine uygun bir sistemi kurgulamak temel amaç olmalıdır.

Şube Başkanı Tanfer ATA'nın konuşmasından sonra, Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu Divan Başkanı tarafından Genel Kurulun ibrasına sunuldu ve oybirliği ile ibra edildi.

Divan Başkanı Şube Denetleme Kurulunun Raporunu okumak üzere Denetleme Kurulu Raportör Üyesi olan Hacı ERKUŞ'a söz verdi. Denetleme Kurulu Raporu okundu. Rapor üzerinde söz alan olmadı. Divan Başkanı tarafından Denetleme Kurulu Raporu Genel Kurulun ibrasına sunuldu ve oybirliği ile ibra edildi.

Gündem gereği, Şube Zorunlu Organları seçimi için teklif listesi alındı, Genel Kurula okundu, başka liste olmadığı için teklif edilen liste Seçim Kuruluna verildi ve oylama için hazırlık yapılmasi istendi.

Genel Kurula katılanlar Öğle yemeğine geçti, birlikte yenilen öğle yemeğinden sonra oylama başladı.

Oylama sonucunda, toplam 110 delegeden seçime katılan 102 delegenin oy verdiği tek liste seçimi kazanmıştır. Şube Başkanı Tanfer ATA bir TEŞEKKÜR konuşması yaparak, katılımcılara desteklerinden dolayı TEŞEKKÜR etti ve Şube Zorunlu Organlarına seçilenlere başarılar dileyerek sözlerine tamamladı.

15.11.2017 tarihinde eklendi ve 180 kez okundu.
Türk Eğitim-Sen Konya 1 Nolu Şube Web Sitesi
İhsaniye Mah. Kazım Karabekir Cad. Ülker Apt. No: 28 Kat: 1 Daire:1 42060 Selçuklu/KONYA
0332 350 55 68